EVLATCAN

evlat için yaşayan onun için ölürüm diyen anne-babaların öyküsü,ve anne baba herşeydir diyen evlatların öyküsü

>Seni Benden daha çok BEN SEVERİM

Günlük Burç

Evlat candır, ciğerdir... Kendi can yangınımız, acımız, üzüntümüz unutulur onların derdi, üzüntüsü, sıkıntısı anında... Evlat acısı acıların en büyüklerinden ve dayanılmaz olanıdır belki de... Evlada şefkat yaratıcının süzgecinden geçmiş İlahi bir histir... Bebek için tek sığınaktır belki de anne kucağı...

Bu sebeple toz kondurmayız çocuklarımıza... Aptal da olsa, hırsız da olsa, cani de olsa evlattır o. Canımızdandır, kanımızdandır. Belki de onu kötü yollara düşüren bizlerizdir.. Belki ilk hırsızlığı bizim ilgisizliğimizden dolayı yapmış ve sonrasında bir şey çalmak onun için yaşam tarzı haline gelmiştir. Girdiği ilk günah, bizim körlüğümüz sayesinde olmuştur belki de.. İşlediği ilk suçu hoşgörmemiz ona cesaret vermiş ve belki bu hoşgörümüzle bir cani meydana getirmişizdir..

Hangi annebaba kabul eder ki evladının işlediği suçların vebalini? Hitler'in annesini bu sebeple merak ederim. Apo'nun annesinin evladına nasıl bir gözle baktığını merak ettiğim gibi.. Geçenlerde televizyonda Bülent Ersoy'un babasını gösterdi kanalın birisi. Elinde içki kadehi, erkek olarak dünyaya getirdiği kadının (!) şarkılarıyla duygulanıp, 'Helal olsun' diyordu. Yan yana koydum babaoğul (yoksa babatransseksüel mi demem lazım acaba?) Erkoç'ların resmini.. Acaba ne hissediyordu Bülent Ersoy'un babası?

Bacak kadar kızları, güzellik yarışması adı altında pis bir sektörün kirli dişleri arasına heyecanlanarak atan ebeveynler geldi aklıma! Acaba çocuklarının geleceğine dair ne düşünüyorlardı? Şöhret, para, konfor adına yavrusunun geleceği satılabilir miydi bu kadar onursuzca? Hiç izlemiyor muydular televoleleri, Magazin Forever'ları? Hiç bakmıyorlar mıydı Alemlere, Paşalara, Şamdanlara, Galalara! Erdal Acar'a kaçıncı karısını yetiştirmek için düzenleniyordu bu yarışmalar?

Frankeştayn'ı bilirsiniz... Kendini tıp mesleğine adadığını sanan, hatta biraz da kutsallık atfederek bedeniyle tarihe geçmek isteyen psikolojik rahatsızlığı olan doktoru. Sonra kendi yarattığı canavar tarafından yutulan zavallı tıp babasını. Ne kadar da çok Frankeştayn var bu ülkede? Çocuklarını günaha, suça, pisliğe iten ne kadar anababa var bu memlekette? Ne tür gerekçelerin arkasına gizleniyor bu sapkın hisleri? Para? Malmülk? Şöhret?

Ya devlet baba ne yapıyor evlatlarına? Bir şekilde kudsiyet atfettiğimiz, çoğu zaman ayağımıza çelme takarcasına köşebaşından uzatan bacağını, sanki bizi tökezletmek, yere kapaklamak, burnumuzu asfalta yapıştırmak için yaşıyormuş gibi duran toplumsal babamız(!) hangi evladına öz, hangisine üvey muamelesi yapıyor? Üvey olarak gördüğü evlatlarını nasıl da itiyor sahipsizliğin kollarına! Siz hangi evladısınız babanızın? Cicibicilerini giydirip, misafirlerin önüne çıkardığı, haylaz, yaramaz ve suça meyilli veletlerden misiniz? Yoksa arka odalarda gizlediği bir ayıbı mısınız devlet babanın? Yaptığı haksızlıklardan rahatsız olan, eşitsizliğine, hantallığına, adaletsizliğine lakayt kalmayan, bu sebeple sık sık banyoya kilitlenen, ortalıkta görünmemesi sağlanan üvey evlatlarından mısınız?

İngiliz Başbakanı'nı tebrik etmek mi lazım, yoksa bize kötü örnek teşkil ettiği için eleştirmek mi bilmiyorum.. Oğlunu fırçalayan sıradan bir komiseri doğuya sürdürmediği için mi kutlamak lazım, yoksa 'Eğer oğlum suç işlemişse cezasını çeker.' dediği için mi? Bizim köylerde 'Neye, senin baban muhtar mı?' diye, makamın en alt derecesiyle bile ayrıcalık tanınan bir kültürün üyelerine Tony Blair çok kötü örnek olur çok!

Bu yazı ZAMAN gazetesinden İktibas edilmiştir

SüperTeklif'e üye ol, sen de kazan!